Acun Ilıcalı, Somer Şef… Masterchef’te neler oldu? Mehmet Yalçınkaya her şeyi anlattı

class=”medyanet-inline-adv”>

Anadolu’nun neresine giderseniz gidin, esnafa ve yöre halkına hitap eden, size yabancı gelmeyecekleri bir duruşunuz var. Fransa, İtalya, Katar’da deneyiminiz var. Ayrıca uluslararası bilgiye sahipsiniz. Ancak varlığına rağmen bu kadar yerel kalmış çok fazla isim yok. Bu kadar yerel kalmayı nasıl başardınız?

Bana oryantalist entelektüel diyorlar. İnsanlar özgeçmişimi okuduklarında şaşırıyorlar. Ben aslında bir Fransız mutfağı uzmanıyım. Deniz ürünleri üzerine çalışan ve füzyon mutfağının Türkiye’ye girişine öncülük eden şeflerden biriyim. Aslında, TV programı başladığında ve yayına başladığımızda, özgeçmişim Google’da trend oldu. Bu adamı nereden bulmuşlar? Kardeşim gibiydi. Program ilerledikçe ve biz bilgi ve tecrübelerimizi paylaştıkça insanlar olaya çok farklı açılardan bakmaya başladılar. Bizim de ön yargımız var. Lehçeye göre, giyime göre, saç taramaya göre… Her şeye karşı bir ön yargımız var. Somer aslında sokağı benden daha derinde yaşayan biri. Bildiğin Kadıköy çocuğu, Fikirtepelilerle kavga etmiş bir çocuk. Oradan Avustralya’ya gitti ve perişan bir öğrenci hayatı yaşadı. Her zaman görünüşle ilgilidir. Aslında bu çok yanlış. Sana burada nasıl kaldığımı anlatayım. Bir kereliğine oyunculuk yeteneğim yok. İkincisi, reklam çekerken bile beni ezberleyemiyorlar. Bu tamamen benim doğal, samimi, samimi doğamdan ve kesinlikle bulunduğu yere göre hareket edemememden kaynaklanmaktadır.

Acun Ilıcalı, Somer Şef... Masterchef'te yaşananları Mehmet Yalçınkaya anlattı

class=”medyanet-inline-adv”>

Gittiğiniz ve gördüğünüz yerlerde taklit edilmemeyi nasıl başardınız?

Kendimizi küçük düşürdük. Michelin yıldızlı bir şefin önüne tavuk göğsü koyduğumda çıldırıyor. İki hayvansal ürün nasıl bir araya gelebilir diyor. İçli köfte için dünyanın en gizemli yemeği derken, Avrupa’da veya başka bir yerde hafif bir şaka var. Gıda Gördüğümüzde yapamayız diyoruz. Bu durum; Artık çokça gördüğümüz ürünleri benimsiyoruz. Mesela “The Artisan” kitabında beyni olan bir hamur işi var. Tadına bakınca çıldırdık. İnovasyonun hangi yılda başladığını bilmiyorum. Bugün dünyaya zeytinyağını anlatamayız. Sıcak yapılan ve soğuk yenen bir yemek düşünün. Dolayısıyla kendi kültürümüzdeki yemekleri doğru bir şekilde özümsemediğimiz için kendimizin farkında olmadığımız için dışarıdan gelenlerin daha iyi yaptığını düşünüyoruz. Adım Mehmet yerine Michael olsaydı bugün çok farklı bir yerde olurdum. Tüm samimiyetimle söylüyorum. Kenan Sofuoğlu motosiklet yarışında dünya şampiyonu oldu. Herkes bir yerden torpido falan var mı diye bakmaya başladı. İlk olimpiyatlara gittiğimizde, Türkiye’ye bronz madalya kazandığım haberini gönderdiğimizde basın inanmadığı için haberi yayınlamadı. Neden? Niye? Çünkü birimizin böyle bir şeye gücü yetmez.

class=”medyanet-inline-adv”>

Türkiye’de gastronomi okumak, ailelerin ve toplumun “üniversiteye iyi bir yerde girmedin, okumaya gittin” şeklinde değerlendirdiği bir durumdu. “MasterChef“Program geçmişte gençlerin motive olmadığı bir meslekken, günümüzde insanların gastronomi okuduklarını güvenle söyleyebilecekleri hikayelerin baş rolünde olduğunu söyleyebilir miyiz?

Çok şaşırtıcı bir keşif. Bana kız vermediler; bu kadar basit. Adeta bir ceza yeri gibiydi. Okuyamıyorsanız, sektördeki işe git’in ikinci versiyonuyduk. Sana bir şey olmaz denildi, git bulaşıkları yıka. Restoran işiyle ilgili en iyi şey, herkesi ağırlamasıdır. Bulaşıkları yıkayabilir, bardakları silebilir, zemini temizleyebilirsiniz. Çoğu işte bu yok. Evet program olarak bu işe bir karizma ekledik. Ama ondan önce gerçek bir felaketti. Belediye otobüsüne binerdik, herkes kaçardı. Yemek koktuğumuz için duş alacak yerimiz yoktu. Profesyonel olarak çok karizmatik bir yerde değildik. Mutfak aslında gettodaki çocukların çalıştığı yerdir. Futbolda da böyleydi. Şu anda dünya yıldızlarına baktığınızda hiçbiri Paris Champs Elysees’den değil. Biri Portekiz’in evsiz çocuğu, biri de Arajntin’de tedavisi zor olan bir çocuk.

Acun Ilıcalı, Somer Şef... Masterchef'te yaşananları Mehmet Yalçınkaya anlattı

class=”medyanet-inline-adv”>

Sizi en çok etkileyen çocuk hangisiydi?

Portekizli çocuk. Ronaldo’yu daha çok seviyorum. Bu mesleğe karizma ile katılmak sadece programımızla değil; İnternetle oldu. İnsanlar dünyanın dört bir yanındaki şeflerin ne yaptığını gördü. Şef algımız değişti. İnternetin bir devrim olduğunu düşünüyorum. Programa gelenlere ne yaptıklarını sorduğumuzda Amerika’da hukuk okuduğumu, işi bırakıp şefliğe geldiğimi söylediler. Başkasına sorduğumuzda Paris’te moda okudum, babamın 10 mağazası var, çıktım geldim diyor. şöyle bir şeyle karşılaştım; Mağazalarından çıkıp benim için staj başvurusunda bulunan 17 kişi var.

“Artisan” 81’e gerçekten hitap edecek bir iş haline geldi. Önceki deniz ürünleri araştırmasından daha fazla sosyal etki yaratacak. Bu kitabı yazarken neyi amaçladınız?

class=”medyanet-inline-adv”>

Her şey dizideki ekşi köfte konuşmasıyla başladı. Yöresel yemeklerimizi çektiğimiz bir bölümün sonunda genç bir arkadaşımın ekşi köfte nedir diye sorması beni çok üzdü. Z kuşağını her zaman eleştiririz. Ama öyle değil. Bu çocuk neden ekşi köfteyi bilmiyor? Google’a bakıp bakmadı mı? Demek ki bakmamış. Bana doğrudan bir refleks olarak yazdı. Sonra birkaç yemekle ilgili bir mesaj geldi. Beykoz kebabı hakkında bir sorum olabilir. Bunu umursamıyorum. Bu yemeği çok az kişi biliyor. Evlerimizde ekşi köfte pişirilmezse sosyolojik bir sorun vardır. Bu sosyologların işidir. Çünkü en ekonomik köfte olduğunu düşünüyorum. Pahalı değil. Kıymanın içine bol soğan ve pirinç konur. Oldukça ucuz bir yemek. Buradan yola çıktık ve Z kuşağına göre bir çalışma yapalım dedim. Z kuşağı neden bilmiyor? Yani anneler babalar bilmiyor. Bu yemekler nerede yapılıyor? Esnaf lokantalarında, personel yemekhanelerinde veya evlerde yapılır. Bunun için bir kaynak yazmamız gerektiğini düşündüm. Sulu yemeklerin en çok yapıldığı yer olan esnaf lokantalarına gerçekten ilgi yok. Esnaf restoranlarının hikayesi bilinmiyor, arkasındaki kültür bilinmiyor, ne hizmet ettikleri bilinmiyor. Ayrıca esnaf lokantalarını ziyarete gittiğimizde Ar-Ge yapamayacaklarını söylediler. Burada yapacağımız yemek sayısı bununla sınırlı. Bunu akılda tutarak, 30’lu yıllarda evde kullanılan yemek kitaplarını bulduk. Ardından esnaf lokantalarının olmazsa olmazlarını koyuyoruz. Benim de bazı önerilerim var. Bu tariflerin hepsini evde yapmak için hazırladık. Bazıları değil tabii. 20 kişiye yapmamız gereken sakatatlar var, kompostolar var, tatlılar var, hamur işleri var… Bu nedenle hem esnaf lokantalarına dikkat çekmek hem de geleneksel yemeklerimizi herkese ulaştırmak istedik. Aslında bu benim borcum. Sektöre olan borcumu ödüyorum. Esnaf lokantasından geldiğim ve oradaki ruhunu, hikayesini ve hayatını bildiğim için, geleceğin kültürüne kaynak olması ve insanların hemen okuması için ilettim. Z kuşağını eleştirmemize gerek yok. Çocuklar hemen gittiler, aldılar, okudular. Özellikle gençler anlıyor.

class=”medyanet-inline-adv”>

Sürekli haberlerde okuyoruz. Hala rekabet ediyor musun?

Evet ediyorum. açıkladım. “MasterChef” programındayım. Orada da yazılanlar var. “Acun IlıcalıYüzüne dolar attı.”, “Stüdyodan ayrıldı.”, “Somer, Şefle kavga etti.” olarak. Onun gibi sette her zaman sorun çıkaran yıldızlar var. BEN, Acun Ilıcalı Onunla hayatımda hiç para hakkında konuşmadım. Acun Ilıcalı ile hiç para konuşmadım. Herhangi bir sözleşme okumadım. İrem Kanan gelir, Acun Bey ile çoktan konuşmuşlardır. İrem Bey yanıma geldi ve “Efendim ne diyorsunuz?” dedi. diyor. iyi şanslar diyorum. Hakkımı aramadığımdan değil; Acun Medya’nın herkesin hakkını verdiğini ve vereceğini burada çalışmadan önce biliyordum. Gazeteciler böyle haberler yapabilir. Eleştiriyi önemserim ama böyle haberleri umursamıyorum. İrem, Bilgin ve ben fotoğraf çekiyoruz ve yeni yılı konuştuğumuzu söylüyoruz. Sabah yine aynı haber yapıldı. Acun Ilıcalı’nın doğum gününe gidiyoruz yine aynı. Evet programı bırakıp Acun Bey’in doğum gününe gideceğim. Çünkü arkadaşım. Onlarla ilişkimiz gerçekten programatik değil; Normalde sevdiğim insanlar. “MasterChef” bizim bebeğimiz. Takım olarak büyüttük. Üzüldüğüm şey şu: Birincisi, ben para adamı değilim. Hayatımda hiç bozuk param olmadı. Nasılsa dağıtırım, para beni rahatsız eder. Ben parayı idare eden biri değilim, oğlum idare eder. Ben zaten onlardan para istiyorum. “MasterChef”i para için yapmıyorum. Geçen yıl Somer ile kavga ettiklerini yazmışlar. Somer ve ben yemek için yüzde seksen kavga ediyoruz. Yemeğin kökeni konusunda ihtilaflarımız oldu. Para, pul diye bir şey yok, sen önde ben arkadayım.

Son haberler seni tedirgin etmedi, değil mi?

Hiçbir zaman. Onlar zaten biliyorlar. Bu haberin geldiği gün ben dahil herkes iftarda. Yeni programdan bahsettiğimiz için fotoğraf koyduk ama kimse çekmiyor. Programdan ayrılsak bile, yine de ayrılacağız. “MasterChef’ten ayrıldık, elimizden geleni yapacağız.” diyoruz.

Leave a Reply

Your email address will not be published.