Piyasalar süper tahvil korkusu mu yaşıyor?

(Bu yazının dün geceki gelişmelerden saatler önce yazıldığını lütfen unutmayın…)

✔ KKM’ye yüksek kurlarla alınan döviz ve yükselen borsa ile piyasalar bir anlamda hazırlıksız yakalandı. Bu nedenle, KKM’ye benzer bir etki yaratma olasılığı düşük olsa da, ihraç edilmesi planlanan süper tahvil dikkate alındığında son dönemde biraz temkinli davranıldığı görülüyor.

Son günlerde olanlar ile Aralık ayında olanlar arasında bir benzerlik görüyor musunuz? Tekrarı gibi…

Ancak bu sefer piyasa daha temkinli. Piyasa oyuncuları ve vatandaşlar Aralık ayında aldıkları dayağı unutmadı!

Aralık ayında yaşadıklarımızı hatırlayalım:

Merkez Bankası’nın 16 Aralık’taki Para Politikası Kurulu toplantısında faiz oranı yüzde 15’ten yüzde 14’e indirildi. Son faiz indirimi o gün yapıldı. Faiz düştüğünde, yükselme eğiliminde olan döviz yükselmeye başladı.

19 Aralık Pazar günü geldik; Cumhurbaşkanı Erdoğan, faiz indirimlerinin devam edeceğini vurguladı. Beş görüşme geçti, ilgi değişmedi ama o gün söylenen buydu.

20 Aralık Pazartesi günü herkes para birimine saldırdı. Özellikle küçük tasarruf sahibi, elinde ne varsa neredeyse dövize yatırıyordu. Talep patladı, dolar 18 lirayı aşarak rekor kırdı.

Yine 20 Aralık; Akşam saatlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, döviz korumalı mevduat uygulamasını açıkladı. olmasına rağmen “Biz bir şey yapmadık” Söylenmesine rağmen bu açıklamayla eş zamanlı olarak döviz piyasaya çıktı ve Salı sabahı 11-12 lira aralığında dolar kuru ile uyandık.

Bu yeni araç, vatandaşın döviz talebini bıçak gibi kesti. Öte yandan döviz satışlarından bahsederken döviz kuru bir süre baskı altında kaldı ve fazla yükselmedi.

20 Aralık’ı takip eden günlerde borsa adeta çöktü.

ŞİMDİ SÜPER BAĞ…

Süper tahviller şimdi gündemde. Başka bir deyişle, enflasyona endeksli bir bono veya tahvil.

Geçenlerde de yazdık; Böyle bir kağıt çıkarılmış olsaydı, muhtemelen bir yıldan fazla vadeye sahip olacaktı ve bu nedenle tahvil olarak adlandırılacaktı. Ama neyse ismine takılmayalım…

Şimdi piyasalar bu borçlanma aracının ihraç edileceğinden ve dolayısıyla döviz kurunun hızla geri geleceğinden ve borsanın yeniden çökeceğinden endişe ediyor.

Belki; çünkü dediğimiz gibi 20 Aralık’ta birileri fena halde dövülmüştü. Zaten Maliye Bakanımız o dönemde yüksek kurdan döviz alan vatandaşlar olduğunu ve zarara uğradıklarını açıkça belirtmişti.

O günlerden ders almış olanlar şimdi daha temkinli davranabilirler mi? Biraz öyle görünüyor.

Örneğin döviz kuru yükseliyor ama Aralık ayındaki gibi bir yükseliş yok.

Borsada ufak düşüşler görülüyor, herkes her ihtimale karşı düşünüyormuş gibi davranıyor.

Tüm bu endişeleri artıran en büyük etken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz meselesini yeniden konuşmaya başlamakta ısrar etmesidir.

SÜPER BONUS NEDEN ERTELENİYOR?

Bilindiği kadarıyla enflasyona endeksli bu borçlanma aracının satın alınmasının temel şartı döviz hesabının takas edilmesidir.

“TL verip alayım” Yok! Para birimi takas edilecektir. Çünkü sorunumuz dövizle.

Peki para birimi değiştirildi ve bu kağıt alındı. Vade döneminde döviz kuru enflasyondan daha fazla yükselirse ne olur? Muhtemelen bir çözüm düşünülecek ve kur artışı çok yüksek olursa aradaki farkın ödeneceği sözü verilecek.

Çözülmesi gereken başka bir sorun var. Artık bırakın TÜİK’in açıkladığı oran bir yana, vatandaşlar ve kurum çalışanları bile inanmaz hale geldi, vatandaşların bu orana endeksli bir kağıda ilgi göstermesinin yolu enflasyon üzerinden çok iyi bir fark vermekten geçiyor. Bu artı puanın ne kadar olacağı belli değil.

Her halükarda, KKM gibi ekonominin temeline dinamit koymak anlamına gelecek bu uygulamanın bu kadar uzun süre uygulanmamasının nedeni, bu tür detayların anlaşılmamasından kaynaklanmaktadır.

DİRENÇLER VAR!

Böyle bir aracın ekonomiye vereceği zararı gören, bunun farkına varan ve dolayısıyla itirazlarını dile getiren bürokratlar var.

Bürokrasinin her söylediğine hemen evet dediğini kimse düşünmesin.

Etrafınıza bakın, son zamanlarda ne oldu, bunu çok somut bir şekilde görebilirsiniz.

BU HAYAT MALİYETİ NE ZAMAN OLDU?

Günlerdir bunu düşünüyorum… Eminim birçok insan benim gibidir ve aynı soruyu soruyordur. Bu o kadar önemli bir konu ki, bu günlerde çok fazla konuya bulaşmanın bir anlamı yok gibi geliyor bana. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hayat pahalılığı itirafından bahsediyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen hafta ne demişti:

“Aslında bugün ülkemizde teknik anlamda enflasyon değil, gerçek bir geçim sorunu var.”

Erdoğan zaman zaman enflasyonu dile getirdi; Bunun tüm dünyanın sorunu olduğunu da söyledi; ama daha önce yaşamanın bedelinden bahsettiğini ve kabul ettiğini hatırlamıyorum.

Başkan aslında enflasyon yok demiyor, fiyatların yükselmediğinden bahsetmiyor, “Teknik olarak enflasyon yok” ve bununla ne demek istediğini açıklıyor. Ama önemli olan enflasyon hakkında ne söyledikleri değil.

Bu dönemde teknik ya da tanıdık anlamda bir enflasyon olmadığını varsayalım. Fiyat artışı yok gibi görünüyor; ufak değişiklikler var. Bu nedenle ne vatandaşlar ne de şirketler fiyat artışından şikayet etmiyor. Neredeyse Japonya gibiyiz; Fiyatları artırmanın ne demek olduğunu unuttuk!

Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan ne diyor:

“Fiili bir yaşam maliyeti sorunu var.”

Yaşam maliyeti nasıl?

Bir dönemde fiyatlar o kadar hızlı yükselmiş ve gelirler bu fiyat artışının o kadar altında kalmıştır ki, artık fiyatlar bir anlamda sabitlenmiş ve artmasa da o gelir düzeyiyle hayat artık çok zor; Çok pahalı hale geldi, yaşam maliyeti zirveye ulaştı.

Yani geçmiş bir dönemde vatandaşlar, küçük esnaf, çiftçi ve köylüler, küçük ve orta ölçekli sanayiciler, yani maaşıyla geçinen herkes nihayetinde enflasyonun altına düştü ve ezildi.

Artık enflasyon yok, ancak şimdi gelirler hızla artmadığı için yaşam maliyeti devam ediyor.

Merhum Süleyman Demirel’in sözleriyle “Başka bir açıklama yolu var mı?”

ENFLASYON TARAFINDAN KÜÇÜLDÜ!

Şimdi enflasyon olmadığını varsayıyoruz; Ancak hayat pahalılığının itirafı ile bir dönem vatandaşın enflasyonun altında ezildiğini kabul ediyoruz.

Bu ne zaman olmuş olabilir? Ayrıca, her zaman “Vatandaşları enflasyonla ezmedik, ezmeyeceğiz” Bu tür görüşleri dinlemedik mi, tam tersi olmuş demektir.

Şu soruları sormadan edemiyorum:

“Bu hangi dönemde oldu ve içinde bulunduğumuz günlerde yaşananlar hayat pahalılığını daha da artıran adımlar değil mi?”

Leave a Reply

Your email address will not be published.